Yazı Detayı
07 Mart 2015 - Cumartesi 20:46 Bu yazı 3695 kez okundu
 
GÜNALTAY ATALAY VE KIRK ALTI YIL ÖNCE ERCİŞ – 9
İsmet Tunç
 
 

Günaltay Atalay İş Bankası’nın müdürü Hüseyin Gündüz Bey’le birlikte davet edildikleri yemekte. Yan yana oturmaktalar. Savcı Ziya Bey’den önce Türkçe dersini müdürden alır. Cereyana açık masada otururken masa değişikliği söz konusu olur. Günaltay Hoca, “Mahsuru yok bence…” diye cevap verir. Müdür Bey hemen “Mahzur değil; mahzur diyecektiniz herhalde diyecektiniz herhalde? …” diyerek, o sözcüğü yanlış kullandığını ince bir eleştiri olarak hocaya söyler. Hoca, “dost böyle olmalı… Hata, yanılgı, karşısındakine söylenmeli… Üzüldüğümü anlayınca da, “Günaltay Bey, ben sizden 15 yaş büyüğüm. Gençsiniz, kimi sözcükler insanın beynine konar, ama yanlış, ama doğru… Gelecek söyleşilerimizde benim de hatam olacaktır, o hatamı da siz, bana söyleyeceksiniz” diyerek içimi ferahlatma yoluna gitmişti.” 
Hüseyin Gündüz Bey ile Günaltay Atalay arasındaki karşılıklı güven önemli bir yol ayırımına giden sürecin de başlangıcı olur. Hocanın maaşı, o dönem 350 lira maaş almakta, 6 ay sonra da stajyerliği kalkacak ve maaşı 400 liraya yükselecektir. Ücretli ders karşılığı olarak da 350 lira kazanmaktadır. Bu durumda toplamda 700–750 lira gelire sahiptir. Hüseyin Gündüz Bey, bankaya onu memur olarak alabileceğini, bu durumda sabit 1000 lira maaşı olacağını, Fransızca da bildiği için 500 lira da dil tazminatı alacağını, bu şekilde aylık gelirinin 1500 lira olacağını hocaya söyler. Hoca ise teşekkür ederek şu cevabı verir: “Değerli ağabeyim, çok sağ olun, ben, hesap işlerini sevmiyorum, öğretmenlik, benim aşk mesleğim. Hukuk fakültesini de kazanmıştım; ancak öğretmenlik baskın çıktı. Benim içimde, gençliğe seslemek, onlarla bütünleşmek, Tevfik Fikret gibi, gençlik içinde çırpınma duygusu, isteği var. Bu, içimde sönmez bir ateş…” demiştim. “Önerinize çok teşekkür ediyorum, öğrencilerimden kopamam, ben gençliksiz yaşayamam…” diye de eklemiştim.” Günaltay Atalay, bu konuya yazdığı mektupta da değinir. Hüseyin Gündüz Bey’in teklifi için “3000 dese ne değişirdi ki?...” diyerek sevdiği mesleğe olan bağlılığını dile getiriyor. 
İdealist bir öğretmenin yetiştireceği öğrenciler de elbette kendisi kadar idealist olurlar. Model olmak; kendi dışında hayatlara tesir etmek, onların soğuk düşlerine sıcak bir tebessümle karşılık vermek için sıkıntıya devam, refaha hayır şiarına göre hareket eden Günaltay Hoca’nın, şahıs olarak neden bu yazının kahramanı olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. 
Şehirde sevilen, çevresinde hissedilir bir etki bırakan, kendi deyimiyle “bir günde öğretmen oldum” diyen Günaltay Atalay, okula başladığı gün yani Nisan 1, İstanbullu bir öğretmen (K. A.)öğrencileri sırayla içeri alıyor. O esnada bir öğrenci kapıya doğru yöneliyor ve ayakta da zar zor durabilmektedir (Hoca, öğrencinin adını Fettah ya da Tayyip Gümüş olarak hatırlıyor). Bu öğrenci kendisi de Türkçe öğretmeni olan K. A.’ya yaklaşıyor ve hastaneye gittiğini, doktorun bu ilaçlarını verdiğini, fakat kendisinin ilaçları nasıl kullanacağını bilmediğini söyler. Hoca elindeki sopayı havaya kaldırır ve kızgın bir ifadeyle öğrenciye söylenir. Hatta sopayı kafasında kırmakla tehdit eder. Günaltay Hoca öğrenciye “gel yavrum” diyerek, onu alır, öğretmenler odasına götürür. İlaçların reçetelerini okur ve nasıl kullanması gerektiği izah eder, öğrenci hocanın ellerine sarılır, öper. O an için “İşte ben, o anda öğretmen olmuştum” der. Bu kadar yalın ve basit bir gerçeklik daha var mıdır dünyada? 
Günaltay Atalay 5 yıl Erciş’te görev yapar. 6. yılına giriyordur meslek hayatında. Çokça gezilere katılırlarmış. Gezileri de Hüseyin Gündüz Bey organize edermiş. Zaten mazera ruhlu memurlarmış hepsi de. Ağrı (Karaköse) gezileri dönüşü Hüseyin Gündüz Bey’den, Eskişehir İş Bankası Porsuk şubesine tayinin çıktığını öğrenir. Onun adına sevinirken kendi adına üzülür. Değerli bir dostunu yitiriyordu. 
Sonra Eskişehir’e tayini çıkar. Meslek hayatının en önemli ve en yararlı yıllarını Erciş’te geçirdiğini büyük bir zevkle dile getiriyor. Ercişlilerin okumaya olan özlemlerini, isteklerini Eskişehir’de bulamaz. Onlarla hala iletişimdedir. Eski öğrencileri onu sürekli ararlar. Haklarını helal etmesini isterler. 
İnsanın içinden: “keşke ben de 42 yıl öncesinin Ercişi’nde Günaltay Atalay’ın öğrencisi olsaydım” demek geliyor. Bizi böylesi geçmişten serin sular gibi bir lezzetle tanıştırdığı için sevgili Günaltay Atalay hocamıza sosuz teşekkürler ediyoruz Allah uzun ömür versin. 
Sürekli kullanmaktan zevk aldığım bir ifade var: “Geçmiş güzeldir” diye. Geçmişin güzelliği bu satırları okurken insanın dalıp gitmesidir. O günleri anımsayanlar elbette olacaktır. Biz gençler için bunlar sıradan gibi gözükse de, ben hocanın üç sayfalık mektubunu okurken, o günlere nasıl dalıp gittiği gördüm ve gerçekten geçmiş güzelmiş demekten kendimi alamadım. 

Haftaya: Günaltay Atalay Erciş2ten ayrılıyor
İsmet Tunç
tuncismet@gmail.com

Bu yazi 942 defa okundu.

 
Etiketler: GÜNALTAY, ATALAY, VE, KIRK, ALTI, YIL, ÖNCE, ERCİŞ, –, 9,
Yorumlar
Bizim Gazete
Yazarlar
Resmi İlanlar

Ulusal Gazeteler
Puan Durumu

                              TRT Spor Haberler
                          www.ozercishaber.com   
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Arşiv
,